Soru : Fussilet
Suresi 9-12 Ayetler İle Naziat Suresi 27-33 Ayetleri Arasında Çelişki Var
Mıdır? Gökler Ve Yerlerin Yaratılış Sırasında Farklılıklar Var?
Kur'an'da, Hiçbir Ayetin, Diğer Bir Ayet Veya Ayetlerle Bir Çelişkisi Yoktur. Söz Konusu Ayetlerin Meali: “De Ki: Siz Yeryüzünü İki Günde Yaratan Allah’ın Tek İlâh Olduğunu İnkâr Edip, O’na Bir Takım Eşler, Ortaklar Mı Uyduruyorsunuz? Halbuki Bütün Bunları Yapan O, Âlemlerin Rabbidir."
"O, Yerin Üstünde Sabit
Dağlar Yarattı, Orayı Bereketli Kıldı. Orada
Arayıp Soranlar İçin Gıdalarını, Bitkilerini Ve Ağaçlarını Tam Dört
Günde Takdir Edip Düzene Koydu."
"Sonra İradesi Bir Gaz
Halinde Bulunan Göğe Yöneldi. Ona Ve Yere Şöyle Buyurdu: 'İsteyerek De
Olsa İstemeyerek De Olsa Emrime Gelin!'
Onlar Da: 'İsteyerek Geldik.' Dediler."
"Böylece İki Gün İçinde
Gökleri Yedi Kat Olarak Şekillendirdi. Her Bir Göğe, Kendisine Ait İşi
Vahyetti. Biz, Dünya Semasını Kandillerle, Yıldızlarla Süsledik, Bozulup
Yıkılmaktan Koruduk. İşte Bu, Her Şeye Gâlip Olan, Her Şeyi Bilen Allah’ın
Takdiridir.” (Fussilet, 41/9-12).
“Ey Haşri İnkâr Edenler! Sizi
Yaratmak Mı Daha Zor, Yoksa Gök Alemini Mi? Şimdi Bakın; Allah Onu Nasıl Sağlam
Bina Etti. Allah Onu Direksiz Yükseltti Ve Kusursuz İşleyen Bir Sisteme
Bağladı. Gecesini Karanlık, Gündüzünü Parlak Şekilde Açığa Çıkarttı."
"Sonra Da Yeri Döşeyip Yerleşmeye Hazırladı. Ondan Sularını,
Otlaklarını Çıkardı." "Oraya Dağları Oturttu. Bütün Bunları Sizin Ve
Hayvanlarınızın Yaşamı İçin Yaptı." (Naziat, 79/27-33). Öyle Anlaşılıyor
Ki, Soruda Dikkat Çekilen Husus, Göklerle Yerin Yaratılma Sırasının Farklı
Şekilde İfade Edilmiş Olmasıdır.
Kur’an-I Kerim’deki Değişik
Âyetlerin İfadeleri, Gök İle Yerin Yaratılış Sırasının Farklı Anlaşılmasına
Müsait Bir Şekildedir. Bu Sebeple Eskiden Beri Müfessirler Bu Konuyu Bakara
Sûresi'nin 29. Âyetinin Tefsiri Çerçevesinde İncelemeye Tabi Tutmuşlar. Taberî,
Kendi Görüşünü Belirtmeksizin Farklı Görüşler Yansıtan Düşüncelere Yer
Verirken(Taberî, I/192-195), Kurtubî, Değişik Görüşleri Belirtmekle Beraber,
“Katade’nin Dediği Gibi, Allah Önce Göğü Duhan (Gazlar) Halinde; Arkasından
Yeri Yarattı. Daha Sonra Göğü Düzenleyip, Ardından Da Yeri Düzene
Koydu.”(Kurtubî, I/256) Demek Suretiyle Kendi Görüşünü De Ortaya Koymuştur.
Bediüzzaman Da Adı Geçen
Bakara Sûresi'nin 29. Âyetinin Tefsirinde Aynı Konuyu Ele Almıştır. O’na Göre,
“O, Yerde Ne Varsa Hepsini Sizin İçin Yarattı. Sonra Semâya Yöneldi. Onu Yedi
Kat Olarak Yaratıp Düzenledi. O, Her Şeyi Hakkıyla Bilendir.” Mealindeki Âyet,
Yerin Önce Yaratıldığını; “Ondan Sonra Da Yeri Döşedi.” Mealindeki Naziat
Sûresi'nin 30. Âyeti, Göğün Önce Yaratıldığını; “İnkar Edenler, Göklerle Yer
Bitişik Bir Halde İken Bizim, Onları Birbirinden Kopardığımızı Ve Her Canlıyı
Sudan Yarattığımızı Görüp Düşünmediler Mi? Yine De İnanmazlar Mı?” Mealindeki
Enbiya Sûresi'nin 30. Âyeti İse, Gök İle Yerin Birlikte Yaratıldığını
Göstermektedir.
Bediüzzaman, Ayrıca Konuyu
Müspet İlimlerin Ortaya Koyduğu Yeni Keşifler Doğrultusunda Değerlendirmiş Ve
Yer İle Göğün Birlikte Aynı Maddeden Yaratıldığını, Ancak Yerin Soğuyup Kabuk
Bağlaması, Göklerden Önce Olmakla Beraber, İnsanoğlunun Hayat Şartlarına Uygun
Bir Duruma Gelip, Bir Döşek Şeklinde Düzenlenip Son Şeklini Alması, Göklerin
Düzeninden Sonra Olduğunu Belirtmiştir.(Bk İşârâtu’l-İ’caz, S. 286-287).
Buna Göre Konuyla İlgili Ayetler, Bu Üç Durumdan Her Birini Ayrı Ayrı Açıklamaktadır.
Soru : Kur'an'da Bir
Ayette Önce Yer Sonra Gök Yaratıldı Deniyor; Ama Başka Bir Ayette Önce Gök
Sonra Yer Diyor, Nasıl Anlamalıyız? Kainatın Altı Günde Değil Sekiz Günde
Yaratıldığı İddiasına Ne Dersiniz?
Bakara Suresinde Bildirildiği Gibi, Önce Yer Küre, Sonra Gökler Yaratıldı. Naziat Suresinde De Bildirildiği Gibi Otların, Suların, Dağların Düzenlenmesi, Yani Yerleşime Müsait Hale Getirilmesi İse Göklerden Sonra Oldu. Naziat Suresinde Yaratmadan Bahsedilmez, Yaratılanın Döşenmesinden Bahsedilir. (Bk. Razî, Ebüssüûd, Medârik, İlgili Ayetlerin Tesfirleri)
Kur’an’da 7 Âyette Kainatın 6
Günde Yaratıldığı Bildiriliyor. Fussilet Suresinde İse Detaylı Olarak Altı Gün
Açıklanıyor. Bunun İkisi Yer Küre, İkisi İçindekiler Olmak Üzere Kısaca Yer
Küre İçin 4 Günden Toplam Bahsedilir. Yani İkisi Yerin Yaratılması, İkisi De
İçindekiler İçin. Geri Kalan İki Günde De Gökler Yaratılır. Hepsi Altı Gün
Eder.
Müfessir Kurtubi Bu Âyet-İ Kerimeyi Şöyle Açıklıyor: Basra’dan Bağdat’a 10 Günde, Küfe’ye De 15 Günde Gittim, Denince, Bağdat’la Kufe Arasının 15 Gün Olduğu Anlaşılmaz. Aksine 15 -10 = 5 Gün Olduğu Anlaşılır. Basra-Bağdat Arası 10 Gün, Bağdat-Kufe Arası 15 Gün Denirse, Toplam 25 Olur Ki Yanlış Olur. Çünkü Basra İle Bağdat Arası 10 Gün, Bağdat İle Kufe Arası İse 5 Gündür. (Bk. El-Câmiu Li Ahkâm-İl-Kur’ân, İlgili Ayetin Tefsiri)
Âyet-İ Kerimede De Durum Aynen Böyledir. 2 Günde Yeri, İki Günde Gıdaları Ki Toplam Dört Gün Eder, Âyette De Bu Dört Gün Bildiriliyor. İki Günde De Gökler Yaratılıyor.
Benzer Bir Açıklamayı Müfessir Beydavi De Yapar: Buradaki Dört Gün, Önceki İki Günle Beraber Dört Gündür. Bu, Şöyle Demene Benzer: “Basra’dan Bağdad’a On Gün Yürüdüm. Kûfe’ye De Onbeş Gün Yürüdüm.” Bu Merhale Anlatılırken “İki Günde” Demek Yerine, “Dört Günde” Denilmesi Önceki İki Günle Bitişik Olduğunu Hissettirmek İçindir. (Envaru’t-Tenzil, İlgili Ayetlerin Tefsiri)
Bu Kısa Açıklamadan Sonra Konunun Detayına Geçebiliriz: Kur’an-I Kerim'de Değişik Ayetlerin İfadeleri, Gök İle Yerin Yaratılış Sırasının Farklı Anlaşılmasına Müsait Bir Şekildedir. Bu Sebeple Eskiden Beri Müfessirler Bu Konuyu Özellikle Bakara Suresinin 29. Ayetinin Tefsiri Çerçevesinde İncelemeye Tabi Tutmuşlar.
Taberî (Taberî Tefsiri, I/192-195.), Kendi Görüşünü Belirtmeksizin Farklı Görüşler Yansıtan Düşüncelere Yer Verirken; Kurtubî, Değişik Görüşleri Belirtmekle Beraber, “Katade’nin Dediği Gibi, Allah Önce Göğü Duhan (Gazlar) Halinde; Arkasından Yeri Yarattı. Daha Sonra Göğü Düzenleyip, Ardından Da Yeri Düzene Soktu.” (Kurtubî Tefsiri, I/256) Demek Suretiyle Kendi Görüşünü De Ortaya Koymuştur. Dikkat Edilirse, Bu Açıklamada, Bir Yönüyle Yerin, Bir Yönüyle De Göğün Daha Önce Yaratıldığına İşaret Edilmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi De, Adı Geçen Bakara Sûresinin 29. Âyetinin Tefsirinde Aynı Konuyu Ele Almıştır. Ona Göre: “O, Yerde Ne Varsa Hepsini Sizin İçin Yarattı. Sonra Semâya Yöneldi. Onu Yedi Kat Olarak Yaratıp Düzenledi. O, Her Şeyi Hakkıyla Bilendir.” Mealindeki Bakara Sûresinin 29. Âyeti, Yerin Önce Yaratıldığını; “Ondan Sonra Da Yeri Döşedi.” Mealindeki Naziat Sûresinin 30. Âyeti, Göğün Önce Yaratıldığını;
“İnkâr Edenler, Göklerle Yer Bitişik Bir Halde İken Bizim, Onları Birbirinden Koparıp Ayırdığımızı Ve Her Canlıyı Sudan Yarattığımızı Görüp Düşünmüyorlar Mı? Yine De İnanmazlar Mı?” Mealindeki Enbiya Sûresinin 30. Âyeti İse, Gök İle Yerin Birlikte Yaratıldığını Göstermektedir.
Konuyu Müspet İlim Doğrultusunda Değerlendiren Bediüzzaman'ın Görüşü -Özetle- Şöyledir:
Müspet İlmin Yer Ve Göğün Yaratılışı Konusunda Kabul Ettiği Nazariye Şu Merkezdedir: Görmekte Olduğumuz Ve Manzume-İ Şemsiye/Güneş Sistemi Olarak Tabir Edilen Güneş Ve Güneşe Bağlı Yıldızlar Cemaati, Basit Bir Cevher İmiş; Sonra Bir Nevi Buhara Dönüşmüş; Sonra O Buhardan, Mayi-İ Narî (Sıvı-Ateş) Hâsıl Olmuş; Sonra O Mayi-İ Narî, Soğuyarak Katılaşmıştır. Sonra Şiddetli Hareketiyle Bazı Büyük Parçaları Fırlatmış; Sonra O Parçalar Yoğunlaşarak, Gezegenler Olmuşlar. Üzerinde Yaşadığımız Yerküresi De Onlardan Biridir.
Bu Açıklamalar Işığında Kur'an Ayetlerini Açıklayan Tefsircilerin Yorumları İle Müspet İlim Adamlarının Yorumları Arasında Mutabakat Hâsıl Olabilir. Şöyle Ki: "Yer İle Göğün İkisi De Birbirine Bitişikti, Sonra Onları Ayırdık." Mânasına Gelen Âyetin İfadesinden Anlaşıldığına Göre, Yerkürenin De İçinde Bulunduğu Güneş Sistemi, İlâhî Kudret Tarafından Esir Maddesinden Yoğrulmuş Bir Hamur Şeklinde İmiş. Esir Maddesi, Diğer Varlıklara Göre Daha Akıcı Ve Su Gibi Bütün Varlıkların Aralarına Nüfuz Eden Bir Maddedir.
"Allah'ın Arşı Daha Önce Su Üzerindeydi." (Hud, 11/7) Mealindeki Âyette Su, Esir Maddesine İşaret Etmektedir. Demek Ki, Cenab-I Hakk'ın Arşı, Su Hükmünde Olan Şu Esir Maddesi Üzerinde İmiş; Esir Maddesi Yaratıldıktan Sonra, Yüce Yaratıcının İlk İcatlarının Tecellisine Merkez Olmuştur. Yani Sani-İ Zülcelâl Esir Maddesini Yarattıktan Sonra, O Esir Maddesini Elementler Şekline Dönüştürmüş; Sonra Onlardan Bir Kısmını Yoğunlaştırıp Katı Maddeler Haline Getirmiştir. Bunlardan Da Birer Meskûn Mahal Olmak Üzere Yedi Küre Yaratmıştır. Yer De Bunlardan Biridir. İşte Yerin -Hepsinden Evvel Yoğunlaşıp Katılaşması Ve Hızlı Bir Şekilde Kabuk Bağlayarak Uzun Zamanlardan Beri Hayata Kaynak Olması İtibariyle, Yaratılış Ve Teşekkülü Göklerden Evveldir.
Fakat Yerküresinin Mükemmel
Bir Hale Gelmesi, İnsanların Yaşamalarına Elverişli Bir Vaziyete Gelmesi,
Göklerin Tesviye Ve Tanziminden/En Son Şeklinin Verilmesinden Sonradır. Bu
Yönüyle Yaratılışı, Göklerden Sonra Başlar.
Bununla Beraber, -Yukarıda İfade Edildiği Üzere- Güneş Sistemi Olarak Tabir Edilen Güneş Ve Güneşe Bağlı Yerküresi Ve Diğer Yıldızlar Topluluğu Aynı Cevher İmiş, Yani Gökler İle Yerin İkisi Beraber İmişler. Bu Açıklamalardan Anlaşıldığı Üzere, Yukarıda Mealleri Verilen Konuyla İlgili Ayetler Arasında İlk Etapta Çelişki Gibi Görülen Konunun, Gerçekte Bir Çelişki Değil, Bilakis, Yaratılış Safhalarının Değişik Şekillerine İşaret Etmek İçin Kullanılan Bir İ'caz Üslubunun Yansımaları Sözkonusudur. (Bk. Nursi, İşârâtu'l-İ'caz, 286-287).
Ebû's-Suud Efendi De Benzer İfadelerle Aynı Konuyu İşlemiştir, (Bk. İrşâdu'l-Akli's-Selîm İla Mezâye'l-Kur'ani'l-Kerîm, Ix/102-103).
Özetlersek: Bediüzzaman, Söz Konusu Ayetleri Yorumlarken, Konuyu Müspet İlimlerdeki Yeni Keşifler Doğrultusunda Değerlendirmiştir. Yer İle Göğün Birlikte Aynı Maddeden Yaratıldığını, Ancak Yerin Soğuyup Kabuk Bağlaması, Göklerden Önce Olmakla Beraber, İnsanoğlunun Hayat Şartlarına Uygun Bir Duruma Gelip, Bir Döşek Şeklinde Düzenlenip Son Şeklini Alması, Göklerin Son Şeklini Aldığı Düzeninden Sonra Olduğunu Belirtmiştir.
Buna Göre Konuyla İlgili Ayetler, Bu Farklı Durumdan Her Birini Ayrı Ayrı Açıklamaktadır. Bir Yönüyle Semaların Bir Mânâda Teşekkülü Ve Meydana Gelmesi Daha Evveldir. Küre-İ Arzın Onlardan Kopması Ve Ayrılması Daha Sonradır. Ardından Küre-İ Arz Hayata Müsait Hale Getirilmiş Ve Dördüncü Derecede Semaların Tesviyesi Olmuştur. Yani Mesele, Bir Taraftan Semalardan Başlayıp Âdeta Bir Kavis Çizer Gibi Gidip Yine Semalarda Bitivermiştir.
Soru : Bilimdeki İlerlemeler Geliştikçe, Kâinatın Din Kitaplarında Yazıldığı Gibi Altı Günde Yaratılmadığı, Bu Oluşumun Milyarlarca Yüzyılda Meydana Geldiği İddiasına Nasıl Cevap Verilebilir?
Değerli Kardeşimiz, Yaratılış
İle İlgili Âyetleri Arz Etmeden Önce, Kur’ân’ın Nasıl Mucizevî Bir Hüviyette
Olduğunu Göstermek İçin Birkaç Kur’ân Âyetine Temas Etmek İstiyorum. Kur’ân-I
Mucizü’l-Beyan, Sözü Söyleyen, Hükmü Veren, Mührü Basandır. Kur’ân’ın, Bazıları
Yeni Yeni Anlaşılan Âyetleri, İlmin Ulaşabileceği Son Ufka İşaret Etmektedir
Ki, İlim, Hangi Sahada Olursa Olsun Vardığı Son Noktada Kur’ân’ın Bayrağını
Görecek; İhtimal Pek Çok Alanda Yine De O Bayrağa Ulaşamayacaktır. Meseleyi
Aydınlığa Kavuşturmak İçin Birkaç Âyeti Arz Etmekte Fayda Görüyorum:
1) “Doğrusu Davarlarda Da Sizin
İçin Deliller Vardır: Zira Size, Onların Karınlarında Olan İle Kan Arasından
Hâlis Bir Süt İçiriyoruz Ki, İçenlerin Boğazından Afiyetle Geçer.” (Nahl,
16/66)
Allah’ın Varlığına, Birliğine
Emare Ve Delillerden Birisi De Hayvanlardır. Allah (Cc), İçtiğimiz Hâlis Ve Tam
Gıda Olan Sütü, Hayvanların İçinde Kan Ve Fışkı (Arasın)Dan Hâsıl Etmektedir.
Artık İlmen Sabittir Ki, Canlının Yediği Gıda, Midede Ve Bağırsaklarda
Sindirilir. Atılacak Artık Madde Bağırsaklarda Kalır; Sindirimle Hasıl Olan Kan
İse Bir Kısım Guddeler Tarafından Emilir Ve Kan Damarlarına Sevk Edilir. İlk
Tasfiye Böyle Yapılır. Bunun Ardından, Süt Guddelerine Gelen Kanın Bir Kısmı Bu
Guddelerdeki Hücrelere Besin, Bir Kısmı Da Memeler Musluğunda Süt Haline Gelir.
Modern İlim, Hayvanın Yediklerinin Süt Haline Gelebilmesi İçin, Onun Midede
Sindirilmesini Müteakip Önce Fışkıdan, Pislikten Ayrıldığını Ve Sonra Da Kandan
Ayrıldığını Söylüyor. Kur’ân’da, “Min Beyni Fersin Ve Demin” İfadesiyle, “Kan
Ve Fışkı Arasında İki Tasfiyeye Tabi Tutularak, Meme Musluklarında Süt Haline
Gelir.” Buyuruyor. Bunu, On Dört Asır Öncesinde Kur’ân’la Haber Veren Allah
Resûlü’nün (Sav) Şahsen Bilmesi Şüphesiz Mümkün Değildi. Bunu Ona, Kur’ân
Vasıtasıyla Öğreten Allah’tı.
2) “Hâsılı, Allah Kimi Doğru
Yola Koymak İsterse, Onun Kalbini İslâm’a Açar; Kimi De Saptırmak İsterse, Onun
Göğsünü, Sanki O Kişi Göğe Yükseliyormuşçasına Dar Ve Tıkanık Yapar. İşte
Allah, Bu Şekilde İmana Gelmeyenlere Rüsvaylık Verir.” (En’am, 6/125)
Kur’ân, Dalâlet Ve Küfür
Bataklığında Göğsü Daralan, Hiçbir Zaman İç Sıkıntısından Kurtulamayan, Allah,
Kur’ân, Din, İman Denilince De Daraldıkça Daralan Bir İnsanın Durumunu Bir
Temsille, Yani, Bilinmeyen Bir Şeyi Bilinen Bir Şeyle Anlatıyor. “İmansızlığı
Kendisini Sıkan, Din Ve İman Denince De Hafakanlara Giren İnsanın Hali Neye
Benzer, Biliyor Musunuz?” Diyor Ve Bu İnsanın Halini Şöyle Tasvir Ediyor:
“Sanki Zorla Semaya Doğru Çıkıyor Gibidir O.” Kur’ân, “Dağa Doğru” Demiyor,
“Semaya Doğru” Diyor. Semaya, Yani Göğe Çıkma, Çok Yakın Bir Zamana Kadar
Bilinen Bir Şey Değildi. Özellikle Semaya Çıkıldıkça Teneffüsün Zorlaştığı,
Oksijen Darlığı Sebebiyle Göğüsün Sıkışacağı Hiç Bilinmezdi. Kur’ân, İman Adına
Ortaya Koyduğu Bir Temsille Bu Gerçeği, Yine On Dört Asır Öncesinden
Bildirmektedir.
3) “Aşılayıcı Olarak Rüzgârlar
Gönderdik. Derken, Gökten Yağmur İndirip Onunla Sizi Suladık. O Suyu,
Hazinelerde Depolayan Da Sizler Değildiniz.” (Hicr, 15/22)
Eski Bazı Tefsirciler, Bu
Âyeti Gerektiği Ölçüde Ve Çok Güzel Anlamışlardır. Meselâ, Bundan On Bir Asır
Önce Yaşamış Bulunan İbn Cerir Et-Taberî’nin (Ö. 311/923) Bu Âyeti Tefsiri,
Sanki Ona Ait Bir Keramet Gibidir. Bu Konuda O, Önce, İbn Abbas’a, “Rüzgârları
Aşılayıcı Olarak Gönderdik, Demekle Allah Ne Kasdediyor?” Diye Sorulduğunu Ve
İbn Abbas’ın Verdiği Cevabı Kaydeder; Sonra Da Şunu Ekler: “Rüzgârlar, Evvela
Nebâtât Âleminde Aşılama Yaparlar; Sonra Bulutlarda Da Aşılama Yaparlar.”(1)
Daha Sonra Gelen Tefsircilerin
Pek Çoğu, Hatta Xx. Asırda Yaşayanları Bile Âyetteki Bu Mânâyı Görememiş Ve
Rüzgârların Sadece Bitkileri Aşılamadaki Rolüne Temas Etmişlerdir. Halbuki
Âyet, Rüzgârların Aşılayıcılığını Zikretmesinin Hemen Ardından Yağmurdan Söz
Etmektedir Ki, İbn Cerir’in Buradaki Maksadı Görmesi Gerçekten Şâyân-I
Takdirdir. Bulutların Elektrik Yüklü Olduğu, Ancak Rüzgârların Onları Sürmesi
Ve Bulutlardaki Eksi Ve Artı Kutupların Birbiriyle Buluşması Neticesinde
Meydana Gelen Kısa Devre Sebebiyle Yağmurun Yağmaya Başladığı Bilimin Yeni
Buluşlarındandır. Kur’ân, Bunu On Dört Asır Öncesinden Haber Verdiği Gibi, İbn
Cerir De Onu On Bir Asır Önce Anlamış Ve Rüzgârların Bulutları Aşılamasından
Söz Etmiştir.
İkinci Olarak, Âyette
“Aşılayıcılar” Şeklinde Tercüme Ettiğimiz Kelime İle, “Dölleme” Mânâsındaki
Telkih Kelimesi Aynı Kökten Gelmektedir. Demek Ki, Bitkilerde De, Bulutlarda Da
Artı-Eksi, Erkeklik-Dişilik Söz Konusudur. Çünkü Aşılanma Veya Döllenme Ancak
Bunlar Arasında Olur. Kur’ân, Bunu Yine On Dört Asır Öncesinden Haber
Vermektedir. O, Zaten Daha Başka Âyetlerinde De Her Şeyin Çift Yaratıldığından
Söz Etmektedir (Yâ Sîn, 36/36; Zâriyât, 51/49). Bu Da, Kur’ân’ın Bir Başka
Mucizesidir.
4) “Baksana Allah, Bulutları
Sevk Ediyor, Sonra Onları Bir Araya Getirip Üst Üste Yığıyor. İşte Görüyorsun
Ki, Bunların Arasından Yağmur Çıkıyor. O, Gökten, Oradaki Dağlar Büyüklüğünde
Bulutlardan Dolu İndirir De Onunla Dilediğini Vurur, Dilediğini De Ondan Korur.
Bu Bulutların Şimşeğinin Parıltısı Nerdeyse Gözleri Alıverecek!” (Nur, 24/43)
Âyet, Bulutların Terâkümünü
(Üst Üste Gelmesini) Ve Bunların Bir Kısmının Dağlar Heybetinde Arz-I Dîdâr
Ettiğini Anlatıyor. Uçakla Havaya Çıkmadan, Bulutların Dağ Şekline Geldiğini De
Bilemiyorduk. Âyet, Yağmurun Bulutların Arasından Geldiğini Anlattığı Gibi,
Burada Üzerinde Durmak İstediğim Asıl Husus, Âyetteki “O, Gökten, Orada Dağlar
Büyüklüğünde Bulutlardan Dolu İndirir.” İfadesidir. Uçaklarla Oraj Bulutlarının
(Fırtına Bulutları) İçine Girdiğimiz Zaman, Çok Defa –Ki, Pilotlar Bunu Çok İyi
Bilirler– Orada Buz Yığınlarının Oynaştığını Görürüz. Ve Bunlar, Uçağın
Kanadına Vuracak Olursa, Kanadı Deler. Kur’ân, “O Dağlar Gibi Bulutların İçinde
Bir De Dolu Vardır.” Diyor Ve “Min Beradin” İle, Bu Dolunun Tamamının Değil,
Bir Kısmının Aşağıya İndiğini İfade Buyuruyor. Kur’ân, Bunu On Dört Asır
Öncesinden Haber Vermiş Olmasına Mukabil, Daha Düne Kadar İlmen, Ne Bulutların
Dağlar Gibi Şekiller Aldığını, Ne O Bulutlardan Bazılarının Oraj Bulutları
Olup, İçlerinde Buzların Kaynaştığını, Ne De Dolunun O Bulutlardan Gelip Ve Bir
Kısmının Da Bulutlarda Kaldığını Biliyorduk.
5) “Göğü Biz, Kendi Elimizle
Kurduk. Ve Yine Biz Onu, Durmadan Genişletiyoruz.” (Zâriyât, 51/47)
1920’lerde Hubble’ın Astronomi
Âlemine Bir Hediyesi Oldu: Hubble Katsayısı Olarak Anılacak Bir Buluşla O, Bir
Kısım Galaksilerin Belli Nispette Bizden Uzaklaştığını Keşfetmişti. Daha Sonra
Belçikalı Matematikçi Lamaitre, Bunu ‘Mekân Genişlemesi’ Olarak Tespit Etti.
Meselâ, Kova Burcundaki Bir Galaksi Bizden Dakikada Şu Kadar Milyon Kilometre
Hızla Uzaklaşıyorsa, Daha Uzak Bir Galaksi Daha Hızlı Uzaklaşmaktadır. Bunun
Tespiti, Spektrumlarla, Yani Işığın Dağılımına Ve Kırmızıya Kayışına Göre
Yapılmaktadır. James Jeans Ve Eddington Gibi Çok Önemli İlim Adamları, Bu
Şekilde Mekân Genişlemesini Kabul Ve Müdafaa Etmiş, Einstein Da Buna Temayül
Göstermiştir. Bu Genişleme, İster Galaksilerin Kaçışı Şeklinde Olsun, İsterse,
Einstein’ın “Bilemediğim Bir Yerlerde Değişik Âlemler Teşekkül Ediyor” Sözüyle
İfade Ettiği Henüz Meçhul Bir Genişleme Şeklinde Olsun, Fark Etmez.
Âyet, Semâyı, Hiçbir Sebebe,
Başka Hiçbir Tesire Vermeden Cenab-I Allah’ın Kurduğunu Buyurduktan Sonra, İsim
Cümlesiyle, “Ve Biz, Durmadan Genişletiyoruz” Buyurmaktadır. Arapça’da Fiil
Cümlesi, Sürekli Yenilenme, İsim Cümlesi İse, Devam Ve Sebat İfade Eder. “Ve
Biz, Durmadan Genişletiyoruz” Cümlesi, Türkçe’ye Fiil Cümlesi Gibi Çevirsek De,
Aslı İsim Cümlesidir Ve Genişletmenin Devamına, Sebatına İşaret Etmektedir.
Kur’ân, Bu Durmaksızın Mekân Genişlemesini, Diğer İlmî Hakikatler Gibi, Yine On
Dört Asır Öncesinden Bu Şekilde Haber Vermektedir.
Birkaç Âyetle Bu Şekilde
Kur’ân’daki Bazı İlmî Gerçeklere Ve Kur’ân’ın Bu Yöndeki Mucizesine İşaret
Ettikten Sonra, Kur’ân-I Kerim’de Anlatılan Yaratılış Gerçeğine Geçebiliriz.
Kur’ân-I Kerim’de Yaratılış
Gerçeği
Baştan Sona Mucize Olan
Kur’ân-I Kerim’in, İnsanın Menşei İle Alâkalı Âyetlerinden Sadece Dördü
Üzerinde Duracak Ve Konuyu Bağlayacağız. Fakat Önce, Kur’ân’da Yaratılışla
İlgili Âyetlerin Genel Bir Değerlendirmesini Yapmakta Fayda Mülâhaza Ediyoruz:
Kur’ân-I Kerim’de Hz. Âdem’in
Yaratılışı İle İlgili Yer Alan Âyetler, Meseleyi Kaderî Plandan, Yaratılışın
Değişik Safhalarına Kadar Merhale Merhale Öyle Ele Alır Ki, Daha Önce Geçtiği
Üzere, Ceninin Anne Karnında Geçirdiği Safhaları Da Kur’ân’da Okuyabiliriz.
Yani Kur’ân-I Kerim, Hz. Âdem’den Sonra Her İnsanın, Annenin Rahminde,
Yumurtanın Sperm Tarafından Döllenmesinden Bir İnsan Halini Alışına Kadar
Geçirdiği Safhaların Yanı Sıra, Bunun Öncesini Ve İlk İnsanın Menşeini Bazen
Bir Arada, Bazen Ayrı Ayrı Anlatır. Hem İlk İnsanın Yaratılışında, Hem De Daha
Sonraki Bütün İnsanların Yaratılışında Maddî Planda İlk Merhale Toprak (Türab);
İkincisi, Balçık Gibi Yumuşak, Yapışkan Çamur (Tîn) Ve Bundan Alınıp Süzülmüş
Bir Öz (Sülâletün Min Tîn); Üçüncüsü, İnsan İskeleti Haline Getirilen Siyah,
Kokuşmaya Müheyya, Bir Şekle Konmuş Ve Kendisine Bir Yol, Hedef Tayin Edilmiş
Balçık (Hame-İ Mesnun); Dördüncüsü, Tın Tın Öten, Pişirilmiş, Kurutulmuş
Balçıktır (Salsâl).
Bunlar, İnsanın Teşekkül
Merhalelerini İma Etmektedir Ki, Benzer Bir Süreç, Anne Karnında Da Yaşanır. Bu
Safhaların Dört Veya Altı Olması Fark Etmez; Çünkü Bazısının Bazısına İrcaı
Mümkündür. Önemli Olan, Toprak Bulamacının Değişik Mineralleriyle, Safha Safha
İnsanın Yaratılışına Esas Teşkil Etmesidir. Toprağın Bir Mineral Veya Protein
Çorbası Haline Getirilmesinde Şüphesiz Su Da Çok Ehemmiyetli Bir Unsurdur.
Kur’ân, Bu Karışımı,
“Kasem Olsun, Biz İnsanı
Süzülmüş Bir Çamur Veya Bir Hülasadan Yarattık.” (Mü’minûn, 23/12)
Âyetiyle Açıklar Ki,
“Biz, Her Canlı Nesneyi Sudan
Yarattık.” (Enbiyâ, 21/30)
Âyeti De, Suyun Bu
Ehemmiyetini Vurgulamaktadır. Su Ve Toprağın Ayrı Ayrı Muhtevalarıyla Yaptığı
İzdivaç, Ayrı Bir Merhaleyi Teşkil Etse Gerektir.
Bunlardan Sonra Şekillenme Ve
Bir Sûrete Ulaşma Faslı Gelir. Kur’ân Buna,
“Andolsun Biz, İnsanı Bir Kara
Çamur Ve Şekillenmiş Bir Balçıktan Yarattık.” (Hicr, 15/26)
Âyetiyle İşaret Eder. Bunu
Müteakip, Tam Bir Düzenleme (Tesviye), Bütünüyle Dengeli Hâle Koyma Mertebesi
Söz Konusudur Ki, Onu Da Kur’ân-I Kerim,
“Ben Onu Düzenleyip, İnsan
Şekline Koyduğum Ve Ona Ruhumdan Üflediğim Zaman, Derhal Onun İçin (İnkıyad)
Secdesine Kapanın.” (Hicr, 15/29)
Âyetiyle Nazara Verir.
Bu Son Safha İle Artık
Kâinatta, Mânâsının Yanında Maddesi, Ruhu Ve Onunla İçli-Dışlı Bedeni, Fizikî
Mükemmeliyeti Ölçüsünde Metafizik Derinlikleriyle Yepyeni Bir Varlık Daha
Vardır. İnsan, Bu Seviyeye Geleceği Âna Kadar, Bu Kelimelerle Anlatılan Gerçek
Mânâ Ve Muhteva Ne Olursa Olsun, Şu Safhalardan Geçmiştir: Toprak, Çamur,
Süzülmüş Çamur, Yapışkan Çamur, Bir Şekle Bağlanan Siyah Balçık, Sertleşmiş
Balçık Ve Allah’ın (Cc), İlâhî Ruhla Serfiraz Halifesi Eşref-İ Mahlûk. İlk
İnsandan Sonra Gelen Bütün İnsanlarda Bu Safhalar, İnsan Hususiyeti
Çerçevesinde Teksir Edilircesine Devam Edecektir Ki, Dikkatle Bakanlar İçin
Mebde’ İle Temadi Arasındaki Bu Tedâî Her Zaman Çok Renkli Bir Süreç Olarak
Zevkle Temaşa Edilebilecektir.
Hz. Âdem Ve Hz. Havva İle
Mucizevi Bir Yaratılışla Başlayan İnsanoğlunun Dünyayı Teşrif Macerası,
Sebeplerin Allah’ın İcraatına Perde Olma Fonksiyonuyla Artık Sıradan Bir
Hâdiseymiş Gibi Sürüp Gelmiş Ve Böyle Sürüp Gidecektir De. İnsanların İsteyip
Dilemesi Ve Allah’ın (Cc) Yaratmasıyla Temadi Edip Duran Yeryüzündeki İnsan
Hayatıyla Hedeflenen Asıl Gaye, Yüce Yaratıcı’yı Bilip, O’na Kullukta
Bulunmaktır. O, İnsana İrade, Şuur, His Ve Gönül Vererek, Onu Bütün Varlıkların
Önüne Geçirme Ve Âdem’in Şahsında Bir Mihrap Haline Getirme Şeklinde Tecelli
Eden İradesine Ve Meşietine Karşılık, İnsan Da, O’nu Tanıma-Tanıtma,
Sevme-Sevdirme Vazifesiyle Vazifelendirildiğini Bilmeli Ve “Ahsen-İ Takvim”E
Mazhariyetin Hakkını Eda Etmelidir.
Şimdi, Kur’ân-I Kerim’deki
Yaratılışla İlgili Âyetlere Geçebiliriz:
1) “Ve Dedik Ki: “Adem! Eşinle
Birlikte Cennete Yerleş Ve Oradaki Nimetlerden İstediğiniz Şekilde Bol Bol
Yiyin, Sadece Şu Ağaca Yaklaşmayın. Aksi Halde, Zalimlerden Olursunuz.”
(Bakara, 2/35)
Kur’ân’da Çeşitli Yerlerde
Bazı Kelimelerin Takdim Ve Tehiriyle İfade Edilen Hâdise, Bu Âyette Bize Şöyle
Anlatılmaktadır:
Biz Azimüşşan, Âdem’e “Sen Ve
Zevcen Cennette İkamet Edin, Yaşayın Dedik. Ora Meskeniniz Olsun. Ve İkiniz
Cennetin Nimetlerinden Bol Bol Yiyin.”
Eğer Evrim Geçerli Olmuş Olsa
İdi, Kur’ân, İnsanı, İlk Varlık Sahasına Çıkışıyla Birlikte Anlatmaya Hemen
Âdem Ve Havva’dan Başlamazdı. Evrimcilerin İddialarını Bir An İçin Doğru Kabul
Ettiğimizde, Evrim Gibi Çok Önemli Ve Varlıkta, Bilhassa Canlılar Açısından
Asıl Olan Bir Vakadan Mutlaka Bahseder, Hele Hele Evrim, Bazı Safdillerin İddia
Ettiği Üzere, Allah’ın Canlı Hayatı Yaratmadaki İcraatının Perdesi Olmuş
Bulunsa İdi, Bunu, Âyetlerinden Biri Olarak Mutlaka Defalarca Nazara Verirdi.
Oysa Kur’ân, İnsanı Anlatmaya Doğrudan Doğruya Hz. Âdem Ve Havva İle Başlamakta
Ve Evrime Hiçbir Şekilde Temas Etmemektedir. Bazıları, İnsan Veya Dehr Sûresi
Olarak Anılan Sûrenin İlk Âyeti Olan,
“İnsanın Üzerinden, Anılır Bir
Şey Olmadığı Çok Uzun Bir Zaman Geçmedi Mi?”
Âyetini, Güya Evrime Delil
Zannediyorlar. Oysa Bu, Onun Aksine Delildir Ve İnsan Yaratılmadan Önce Geçen
Çok Uzun Zaman Zarfında, Ortada İnsan Diye Bir Şeyin Olmadığını Belirtmektedir.
Evrim İddialarının Yoğunluğu Karşısında Az Sarsıntı Yaşayan Bazıları, Bu Âyeti,
O Uzun Zamanda İnsandan Bir Eserin Olduğu, Ama Henüz Onun İnsan Şeklinde
Anılmadığı Şeklinde Anlamaktadırlar Ki, Böyle Bile Olsa, İnsan Allah’ın
İlminde, Yani İlmî Vücut Olarak Ve Kader Planında Vardı Ki, Bunun Biyolojik Bir
Yanı Yoktur. Âyete Bir Başka Yaklaşımla, Eğer İnsana Bütün Kâinatın Çekirdeği
Olarak Bakacak Olursak, Bu, Daha Çok İnsanın Mahiyetine Ait Bir Husustur.
Ayrıca, Çekirdek, Bütün Varlıktan, Varlık Ağacından Öncedir Ki, Bu, Evrimi
Bütün Bütün Nakzeder.
2) “Allah Yanında İsa’nın
Durumu, Aynen Âdem’in Durumu Gibidir. Allah, Âdem’i Topraktan Yaratıp, Ona “Ol”
Dedi, O Da Derhal Oluverdi.” (Âl-İ İmran, 3/59)
Hz. İsa’nın Yaratılışı
Mevzuunda İnsanlar Şüpheye Düşüp, Onun Babasız Nasıl Dünyaya Geldiğini
Sorgulamaya Başlayınca, Kur’ân, Bu Âyetiyle Meseleye Açıklık Getirmiş Ve İlk
İnsanın Yaratılışı Konusunda Da Bir Kapı Daha Açmıştır. Yani, Nasıl Hz. İsa’nın
Dünyaya Gelmesi Âdiyat (Herkesin Tâbi Olduğu Kanunlar) Çerçevesinde
Gerçekleşmemiş, Buna Mukabil O, Bir Mucize Eseri Olarak Babasız Dünyaya
Gelmiştir Ki, Bunda Şaşılacak Bir Şey Yoktur; Çünkü, Aynı Şekilde, Hz. Âdem De
Mucize Eseri Olarak Dünyaya Gelmişti. Kaldı Ki, Hz. Âdem’in Annesi De Yoktu.
Demek Ki Allah, Dilediğini Dilediği Şekilde Yapar; O, Her Şeye Kâdirdir. Fakat
Biz, O’nun İcraatını Kavrayalım Ve Dünyada Hayatımızı Sürdürebilelim Diye O,
İcraatının Üzerine Sebepler Ve Kanunlar Örtüsünü Geçirmiş, Böylece Hâdiselere
Zahirî Bir Yeknesaklık Ve Devam Vermiştir. Yoksa, Hayat Olmazdı. Bazen De O,
Hikmetine Ve Bir Sebebe Binaen Bu Örtüyü Yırtar Ve Öyle İcraatta Bulunur. Biz,
O’nun Bu İcraatına Mucize Diyoruz. İşte, Hz. İsa Gibi, Hz. Âdem’in Yaratılışı
Da Bir Mucizedir. Öyle Evrimcilerin İddia Ettiği Gibi, Belli Bir Sürece,
Kanunlara, Mutasyonlara, Adaptasyonlara Bağlı Olarak Gerçekleşmemiştir.
Kur’ân, Anlaşılması Zor,
Müteşabih Ve Mücerret Gerçekleri Çok Defa Temsillerle Ve Benzetmelerle Anlatır.
Benzetmede İse, Benzeyenle Kendisine Benzetilen Arasında, Birbirine Misal
Olacak Şekilde Yakınlık Bulunmalıdır. İşte, Hz. İsa’nın Babasız Olarak Dünyaya
Geldiğine İnanmak İstemeyenler, Hz. Âdem’in Yaratılışına Bakmalıdırlar. Hz.
Âdem’in De Babası Yoktu, Hatta Annesi De Yoktu. Buna İnanıp Da, Hz. İsa’ya
İnanmamak Olmaz.
Demek Oluyor Ki İnsanlar,
Evrim İddialarına Gelinceye Kadar Hz. Âdem’in Allah Tarafından Yaratıldığına Ve
Onun Yaratılışının Mucize Olduğuna İnanıyorlardı Ki, Kur’ân, Hz. İsa’nın Da
Mucizevî Yaratılışına Misal Olarak Hz. Âdem’in Yaratılışını Vermektedir. Bir
Meçhul, Bir Başka Meçhulle Anlatılmaz; Ancak Bir Malûmla Anlatılır. Beşer
Tarihinde İnsanlık Hz. Âdem’i Baba Olarak Tanımış, Dinler Tarihi, Hz. Âdem’den
Bahsetmiş Ve Darwin’e Kadar Hiç Kimse Bunun Aksine Bir Şey Söylememiş, Ancak
Darwin’den Sonradır Ki, İnsanlığın Babası Olarak Nesnas, Maymun Gibi Varlıklar
Öne Sürülmeye Başlanmıştır. Bu Âyet De Hz. Âdem’in İnsanlığın Babası Olduğunu
Ve Allah Tarafından Mucizevî Şekilde Yaratılmış Bulunduğunu Açıkça İfade
Etmektedir.
3) “Ve Hani Rabbin Meleklere:
“Ben,” Demişti, “Kuru Çamurdan, Şekillenmiş Bir Çamurdan Bir Beşer Yaratacağım.
Bu İtibarla, Ben Onu Düzenlediğim, İnsan Şekline Koyduğum Ve İçine Ruhumdan
Üflediğim Zaman, Derhal Onun İçin (İnkıyat) Secdesine Kapanın.” (Hicr,
15/28-29)
Âyetler, Hz. Âdem’in Toprak,
Çamur, Çamurdan Alınmış Bir Öz, Kokuşmaya Hazır Ve Kendisine Şekil Verilmiş Bir
Balçık Ve Balçıkken Şekillenip Kupkuru Bir Hâl Almış Bir Nesneden Yaratıldığını
Ve Düzenlenip, İnsan Şekline Konduğunu, Bundan Sonra Da Kendisine İlâhî Ruhtan
Nefhedildiğini Anlatmaktadır. Bir Hadis-İ Şerifte Efendimiz (Sav), Âdem’in
Bütün Yeryüzünün Toprağından, Bir Bakıma Yeryüzündeki Elementlerden Süzülerek
(Tasfiye) Yaratıldığını İfade Eder Ki, Belki Burada Balçıktan Kasıt Bir Protein
Çorbası Veya Bir Macun Olabilir. Ayrıca Bu Süzmeden Dolayı Hz. Âdem’e,
“Süzülmüş” Mânâsına “Safiy” Ve “Safiyyullah” Deriz.
Gerek Önce Verdiğimiz
Âyetlerde, Gerekse Bu Son Âyette Anlatılanlara Baktığımızda, Hz. Âdem’in Toprak
Ve Suyun, Yani Yerin Elementlerinin Dışında Bir Menşee Dayanmadığını, Onun
Solucan, Kurbağa, Kuş, At, Maymun Gibi Devreler Geçirmediğini Görürüz. Nasıl
Her Bir İnsan, “Atılmış, Hakir Bir Su”Daki Nutfe, Yani Spermin Anne Karnında Bir
Yumurtayı Döllemesi Neticesi Merhaleden Merhaleye Geçerek Yaratılıyor Ve Bu
Yaratılışın Bir Safhasında Ona Ruh Üfleniyor, Nasıl Her Bir İnsanın Maddî
Temeli Bu Şekilde Hava, Su Ve Topraktan Gelen Elementlere Dayanıyor, Allah
(Cc), Hz. Âdem’i De Aynı Şekilde, Fakat Bir Anne Ve Baba Olmadan, Yine Yerin,
Hava, Su Ve Toprağın Elementlerini Süzerek, Onlardan, Neticede İnsanın Fiziğini
Teşkil Edecek Bir Öz Alarak Ve Bir Devrede Ona Ruh Nefhederek Yaratmıştır.
Esasen, Yine Nasıl Kur’ân, Hz.
İsa İle Hz. Âdem Arasında, Biri Babasız, Diğeri Hem Babasız Hem Annesiz
Yaratıldığı İçin, Yaratılışlarının Mucize Olması Açısından Münasebet Kuruyor,
Aynı Şekilde, Hz. Âdem İle Sonra Gelen Bütün İnsanların Yaratılışları Arasında,
Hz. Âdem’in Babasız Ve Annesiz Yaratılmış Olması Dışında, Çok Fark Yoktur.
İkisi De Temelde Toprak, Su Ve Havadan Süzülmüş, Biri Babanın Sulbünde Sperm Ve
Annenin Rahminde Yumurta Hâline Gelmiş, Diğeri İse, Anne Rahmi Vazifesi Gören
Bir Mekânda Hayata Hazırlanmıştır.
4) “Ey İnsanlar! Sizi Bir Tek
Nefisten Yaratan Ve Ondan Da Eşini Yaratıp, O İkisinden Bir Çok Erkekler Ve
Kadınlar Türeten Rabbinize Karşı Gelmekten Sakının.” (Nisa, 4/1)
Kur’ân, Bütün İnsanların İlk
Atası Olarak “Tek Bir Nefis” Demekle, Bir Atalar Silsilesini Reddetmektedir.
Burada Tek Bir Nefis Tabirinin Kullanılması Ve Eşinin Ondan Yaratıldığının
Kaydedilmesi, Aşağıdaki Dipnotta Yaptığımız Açıklama Ve Âyetlerde De İfade
Olunan Her Şeyin Çift Yaratıldığı Gerçeği Çerçevesinde Değerlendirilmelidir. Ne
Bu Tek Nefis, Ne De Onun, Aynı İnsanî Mahiyete Sahip Eşi, Bir Teselsülün, Bir
Zincirin, Bir Tekâmül Halkasının Bir Dânesi, Bir Halkası Değildir. O, Başlı
Başına Yaratılmış Bir Nev’in (Tür) Babası, Hanımı Da Aynı Nev’in Anasıdır.
Kur’ân-I Kerim’de Yaratılışla
Alâkalı Diğer Bazı Ayetlerin Mealleri
“Kasem Olsun Biz, İnsanı
Çamurdan Bir Hülâsadan Yarattık.” (Müminûn, 23/12)
“Biz, Her Canlı Nesneyi Sudan
Yarattık.” (Enbiya, 21/30)
“Bir Vakit Rabbin Meleklere:
“Ben” Dedi, “Çamurdan Bir Beşer Yaratacağım. Onu İyice Biçimlendirip Ona
Ruhumdan Üfleyince, Hep Birden Ona (İnkıyad) Secdesi Ediniz. Meleklerin Hepsi
Secde Ettiler; Fakat İblis Etmedi. O Kibirlendi Ve Tam Kâfir Kesildi.” (Sâd,
38/71-74)
“İnsanı Bir Parça Sudan
Yaratıp, Soy Ve Evlilik Bağından Oluşan Bir Sülâle Haline Getiren De O’dur.
Senin Rabbin Her Şeye Kâdirdir." (Furkan, 25/54)
“Allah, Sizi Topraktan, Sonra
Nutfeden Yarattı. Sonra Sizi Çift Çift Yaptı...” (Fâtır, 35/11)
“O, Sizi Bir Çamurdan Yaratan,
Sonra Size Bir Ecel, Bir Ömür Süresi Tayin Edendir. Bir De O’nun Katında
Muayyen Bir Ecel Vardır. Hala, Tutup Şüphe Ediyorsunuz!” (En’âm, 6/2)
“Sizi Bir Tek Nefisten İnşâ
Eden O’dur. Sonra Sizin İçin, Bir Kalacak Yer, Bir De Emanet Olarak Duracak Yer
Vardır. Biz, Âyetlerimizi, Anlayan Kimseler İçin Açıkça Bildirdik.” (En’âm,
6/98)
“(Allah), Yarattığı Her Şeyi
Güzel Ve Muhkem Yapıp, İnsanı Yaratmaya Çamurdan Başladı. Sonra Onun Neslini,
Önemsiz Bir Suyun Özünden (Menî) Üretti. Sonra Ona En Uygun Şeklini Verdi, Ona
Ruhundan Üfledi Ve Sizin İçin Kulaklar, Gözler, Gönüller Var Etti. Ne Az
Şükrediyorsunuz!” (Secde, 32/7-9)
“(Allah), İnsanı Kiremit Gibi
Pişmiş Çamurdan Yarattı.” (Rahmân, 55/14)
Hadis-İ Şeriflerde Yaratılış
1) Buhari, Müslim, İttifakla
Ebu Hureyre’den Rivayet Ediyorlar:
(Allah Resûlü, Kadının
Yaratılışını Anlattığı Uzun Bir Hadis-İ Şerifin Bir Bölümünde Şöyle
Buyurmaktadır):
“Kadınlara Hayır Tavsiye Edin,
Hayırhâh Olun. O, Eğe Kemiğinden (Eğri Kemikten) Yaratılmıştır.”(2)
Hadiste Açıkça Görüldüğü Gibi,
Allah Resûlü (Sav), Havva’nın Yaratılışını Bir Tekâmüle Bağlamıyor.
2) İbn Ebi Hatim’in Sahih
Addettiği, İbn Asakir’in Biraz Değişik Bir Şekilde Rivayet Ettiği Bir Başka
Hadis-İ Şerifte Kâinatın Efendisi Şöyle Buyuruyor:
“Sizin Babanız Âdem, Bir Hurma
Ağacı Gibi 60 Zira Boyunda İdi.”(3)
Allah Resûlü, İnsanın İlk
Atası Olarak, Tevil Gerektirmeyecek Bir Açıklıkta Hz. Âdem’i Nazara
Vermektedir.
3) Ahmed İbn Hanbel, Ebu Davut
Ve Tirmizi, Ebu Musa El-Eş’ari’den Şu Hadisi Naklediyorlar:
“Allah, Âdem’i (Yaratmak
İçin,) Bütün Yeryüzünden Bir “Avuç Dolusu” Aldı Ve Öyle Yarattı.”(4)
Bu Hadisten De Anlaşılıyor Ki,
Âdem’in Menşei, Bütün Yeryüzünden Alınan Âdeta Bir Mürekkep Macundur. Allah
(Cc), Terkibini Yaparak, Bununla Hz. Âdem’i Meydana Getirmiştir.
4) İmam Ahmed İbn Hanbel’in
Hz. Enes’ten Rivayet Ettiği Bir Hadiste De Şöyle Buyurulur:
“Allah, Âdem’i Yarattıktan
Sonra Dilediği Kadar Bıraktı. İblis De Ona Bakıp, Onun Etrafında Kötü Hayaller
Kurmaya Başladı; Onu Boş Görünce De, Onun Kendisine Mâlik Olamayacak Bir Mahlûk
Olduğunu Anladı.”(5)
Bu Hadis-İ Şerifte De, Evrimi
İma Edecek En Küçük Bir İfadeye Rastlanmamaktadır. Hadis, Yaratılış
Safhalarında Âdem İskelet Halinde İken İblis’in Ona Bakıp, Onda Çok Boşluklar
Gördüğünü Ve Bunlardan Dolayı, İnsanın Kendisine Hâkim Bir Yaratık Olamayacağı
Sonucuna Vardığını Belirtmektedir. Bu, Son Derece Mânâlı Bir Nokta Olup, Nasıl
Göğsümüzün Sol Yayındaki Biyolojik Kalb İle, Manevî Hayatımızın Merkezi Olan
Kalb Arasında Münasebet Var, Aynı Tür Münasebet, İnsanın Bütün Fizyolojik
Yapısıyla, Karakteri Ve Huyları Arasında Da Olabilir. Hadis, İnsandaki Karakter
Zaaflarına Ve Onda, Terbiye Edilmediği Takdirde Her Biri Manevî Yıkıma
Götürecek Hırs, Şehvet, Öfke, Kandırıcılık Gibi Duygu Ve Kuvvelere Dikkat
Çekmektedir.
5) İbn Hibban Ve Müsned Sahibi
Bezzâr, Hz. Enes’ten Şu Hadisi Naklediyorlar:
“Allah, Âdem’e Kendi Ruhundan
Nefhettiği Zaman, [Değişik Bir Rivayette: Allah, Hz. Âdem’i Yaratıp Da,
(Nefhettiği) Ruh Başına Ulaşınca] Âdem Aksırıverdi. Ve Arkasından,
‘El-Hamdülillâhi Rabbilâlemin!’ Dedi. Allah Da Ona, ‘Yerhamukellah!’ Diye
Mukabelede Bulundu.”(6)
Buhari’de De Şu Rivayeti
Okuyoruz:
“Allah Tealâ Hazretleri, Hz.
Âdem’i (As) Kendi Sureti Üzere (Yani, Bütün İsimlerinin Tecelli Merkezi) Ve
Boyunu Da 60 Zira Olarak Yarattı Ve:
‘Git, Şu Oturan Meleklere
Selâm Ver, Onların Seni Nasıl Selâmlayacaklarına Da Dikkat Et, Dinle. Zira O
Selâm, Senin Ve Zürriyetinin Selâmı Olacaktır.’ Buyurdu. (Bunun Üzerine Âdem
Onlara Gidip):
‘Es-Selâmü Aleyküm!’ Diye
Selâm Verdi. Melekler:
‘Es-Selâmü Aleyke Ve
Rahmetullahi!’ Dediler; Selâma Mukabele Ederken ‘Ve Rahmetullahi’yi İlave
Ettiler. (Âhiret’te) Cennet’e Giren Hz. Âdem Gibi, Yani (Boyu 60 Zira) Olacak.
İnsanlar, Şu Ana Kadar (Boyca) Hep Eksilmektedir.”(7)
Bu Rivayetlerde De Açıkça
Görüldüğü Gibi, Âdem (As) Bir Canlının Devamı Olarak Meydana Gelmiyor; Aksine,
Kendisi Bir Başlangıç Olarak Yaratılıyor. Hayat Kendisine Nefh Edilince Aksırıyor;
Aksırınca “El-Hamdülillâhi Rabbilâlemin!” Diyor. Demek O Dakikaya Kadar
Teneffüs Edilmiş Bir Hava, Konuşulmuş Bir Söz, Hitap Edilmiş Bir Muhatap
Olmadığı Gibi, Tabiatıyla İnsan Ve İnsanlık Namına Canlı Bir Ceset De Yoktu.
İnsanlık Adına Her Şey, Hz. Âdem’le Başladı.
6) Ahmed İbn Hanbel, Ebu
Hüreyre’den Şu Hadisi Nakleder:
“İnsanlar, Cennet’e Hz.
Âdem’in Yaratıldığı Şekilde Girecekler. O, Çıplak, Kılsız, Genç, Beyaz Tenli,
Dalgalı, Sürmeli Gözlü Ve Boyu 60 Zira, Eni Ve Sırtı Da 7 Ziradır.”(8)
“Zira”, Bir İnsanın Parmak
Uçlarından Dirseğine Kadar Olan Mesafedir. Hz. Âdem, İşte Bu Ölçü İle 60 Zira
Boyunda Ve Sırt İtibarıyla 7 Zira Enindeydi.
Kitab-I Mukaddes’te Yaratılış
Ve İki Cümle Halinde Tevrat’ın
Tekvin Babından Arz Edeyim:
“Rab Allah, Yerin Toprağından
Adamı Yarattı Ve Onun Burnuna Hayat Nefesini Üfledi Ve Adam Yaşayan Bir Canlı
Oldu.”(9)
Havva’nın Yaratılışı Da Şöyle
Anlatılır:
“Adamın Yalnız Olması İyi
Değildir; Kendisine Uygun Bir Yardımcı Yapacağım.... Ve Rab Allah, Adamın
Üzerine Derin Bir Uyku Getirdi Ve O Uyudu Ve Onun Kaburga Kemiklerinden Birini
Aldı Ve Yerini Etle Kapadı Ve Rab Allah, Adamdan Aldığı Kaburga Kemiğinden Bir
Kadın Yaptı Ve Onu Adama Getirdi.”(10)
Evet, Kur’ân Gibi, Kitab-I
Mukaddes Ve Diğer Bütün İlâhî Kitaplar Da, İlk İnsanın Bizzat Allah Tarafından
Ve Yerin Elementlerinden Yaratıldığını Belirtir Ve Bütün Din Mensupları, Buna
Böyle İnanırlar. Yani Darwinizm’in İddia Ettiği Gibi, Bir Evrim Söz Konusu
Değildir Ve İnsan, Evrimleşerek Bugünkü Şeklini Almamıştır.
Dipnotlar:
Taberi, Câmiu’l-Beyân, C: 14,
S. 19-22. - 2. Buhari, Enbiya, 1; Müslim, Radâ, 61-62; Dârimî, Nikah, 35;
Müsned, 5/88.- 3. İbni Asâkir, Târih-İ
Dimeşk, 7/404-405. - 4. Tirmizi, Tefsîru
Sûre, 1-2; Ebu Davut, Sünnet, 16; Müsned, 4/400-406.- 5. Müsned, 3/ 152.- 6. Heysemî, Mevâridü’z-Zem’ân, 1/508; İbn
Hibban, Sahih, 14/37, 41.- 7. Buhari,
İsti’zan, 1; Enbiya, 1; Müslim, Cennet, 28; Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 94;
Müstedrek, 1/132. - 8. Müsned, 2/295,
343, 415. - 9. Kitab-I Mukaddes,
(Tevrat), Tekvin, 2/7. - 10. Kitab-I
Mukaddes, (Tevrat), Tekvin, 2: 18, 21-22.
Soru : Yerler Ve Göklerin Altı Günde Yaratılışının Hikmeti Nedir?
Cevap 1: Semavat Ve Arz Altı Devrede, Safha Safha Yaratılmış. Ve Sonunda Şu Gördüğümüz Harikalar Harikası Kâinat Çıkmış Ortaya. Onun Yaratılışındaki Bu Hikmet Tecellisi Ondaki Hadiselerde De Kendini Göstermiş. Gece Birden Kaplamamış Yeryüzünü; Gündüz De Âniden Gelmemiş. Geceden Seher Vaktine Geçilmiş Ve Onu Güneşin Doğuşu Takip Etmiş. Daha Sonra Güneşin Yine Yavaş Yavaş Yükselmesiyle Öğle Vaktine Erişilmiş, Onu Da O Bereketli İkindi Vakti Takip Etmiş Ve Sonunda Gurup.
Gündüz Âniden Gelse, Gece Birden Bastırsaydı Ne Seherden Söz Edebilirdik, Ne Öğleden, Ne İkindiden. Bu Hikmetli Yaratılış, Bitkiler Âleminde De Hüküm Sürmüş. Çekirdekte İlâhî Bir Sanat Ve Hikmet Gizli. Koca Ağacın Bütün Programı O Küçücük Âlemde Kader Kâlemiyle Çizilmiş. Ondaki, Genetik Şifre İlim Adamlarını Hayretler İçinde Bırakan Bir Mükemmellikte Ve Yine Onları Çaresiz Kılacak Kadar Derin Sırlarla Dolu.
Çekirdeğin Açılması Apayrı Bir Harika. Fettah İsminin Tecellisi. Yerin Çekimine Rağmen Yukarıya Doğru Başlayan Hikmetli Ve İntizamlı Yürüyüş. Derken Fidan Devresine Eriş. Boy Atma Ve Kalınlaşma Devreleri Ve Sonunda Çiçek Açıp Meyve Verme... Her Meyvenin De Büyümesi, Kemâle Ermesi Ve O Yumuşak Meyveden Sert Çekirdeklerin Süzülmesi Yine Birden Bire Değil, Safhalar Hâlinde Gerçekleşmekte.
Her Safhası İlim Ve Hikmetle Yürütülen Bu Akıl Almaz Faaliyetler, Yeryüzünü Değişik Tablolarla Doldurur Ve Fikir Ehlini Bu İlâhî Sanatlara Hayran Bırakır.
Dünyada Hikmet, Âhirette İse Kudret Hâkim. Dünya Kudret Âlemi Olsaydı, Şu Muhteşem Kâinat Altı Gün, Yani Altı Devre Yerine Bir Anda Yaratılacaktı. Ondaki Ağaçlar Da Bir Anda Bitecek Ve Son Şekliyle Boy Göstereceklerdi. O Zaman Yukarıda Sıraladığımız İlâhî Sanat Eserleri De Vücut Bulmayacaklardı.
Çekirdekler Âlemi, Yoklukta Kalacak, Açılmaları, Büyümeleri, Fidan Olmaları Gerçekleşmeyecekti.Çekirdekler Olmayınca, Haliyle, Yumurtalar Ve Nutfeler Âlemi De Yokluktan Kurtulamayacaklar, Bu Âleme Gelip, Taşıdıkları Rabbanî Sanatları Sergilemekten Mahrum Kalacaklardı.
Fidanlar Olmayınca Bebekler De, Kuzular Da, Buzağılar Da Olmayacaktı. Binlerce Sanat Bire İnecek, Yüzlerce Güzellik Ortadan Kaybolacaktı.Terbiye Ve Tedbir Fiillerinin Tecellileri Görülmeyecek, Sadece İbda Ve İcat Fiillerinin Mahsûlleri, Âlemde Boy Gösterecekti.
İlâhî Hikmet Buna Müsaade Etmedi Ve Kâinatı Bir Anda Yaratmak Yerine Altı Devrede İnşa Etmeyi Takdir Buyurdu.
Cevap 2: Kur'an-I Kerim'de Semavat Ve Arzın, Yani Kâinatın Altı (6) Günde Halk Edildiği (Yaratıldığı) Yazmaktadır. Altı Günde Halk Edilmesini Altı Devir Olarak Anlıyoruz. İnsan Anne Karnında Altı Safhada Yaratıldığı, Dünyada Ve Berzahda Altı Dönem Geçirdiği Gibi, Bir Gün De Altı Dönem Ve Devir Geçirerek Diğer Güne Geçiyor. Hatta Her Şeyin Doğumu, Kemali, İhtiyarlığı, Ölümü, Berzahı, Unutulması Gibi Altı Devir Geçirdiğini Söylemek Mümkündür.
Semavat Ve Arzın Altı Günde Halk Edilmesine Gelince:
İlk Yaratılış 1. Gün Ve Devir.
Hz. Âdem (As)'İn Yaratılışı 2.
Gün Ve Devir.
Hz. Muhammed Aleyhissalatü
Vesselamın Gönderilmesi 3. Ve Gün Devir.
Dünyanın Kıyamet
Başlangıcındaki Harabiyeti 4. Gün Ve Devir.
Bu İmtihan Dünyasının Kıyamet
İle Bütün Bütün Kapanması 5. Gün Ve Devir.
Dünyanın Kıyametinden Haşir Sabahına Kadar Geçen Dönem İse 6. Gün Ve Devir.
Demek Ki Altı (6) Gün Kâinatın
İlk Doğuşundan Ve Yaratılışından, Haşir Sabahına Kadar Geçen Zaman, Devir Ve
Dönemi İçine Almaktadır.
Bütün Zamanlar Haftalık Bir Saat Gibi Düşünülürse, Bu Saatin Altı Günü Bu Alemde Geçiyor. 7. Günü İse Haşrin Baharından Sonsuza Kadar Gidecektir.
Cevap 3: Kâinatın
Altı Günde Yaratılması Konusuyla İlgili Ayetleri Ve Bunların Farklı Bir
Yorumunu Da Şöyle Yapabiliriz: "De Ki: Siz Dünyayı İki Günde Yaratan Allah’ın
Tek İlah Olduğunu İnkâr Edip O’na Birtakım Eşler, Ortaklar Mı Uyduruyorsunuz? Halbuki
Bütün Bunları Yapan, Rabbulâlemindir." (Fussilet, 41/9) "O, Yerin Üstünde Yüce Dağlar
Yarattı, Orayı Bereketli Kıldı Ve Orada Arayıp Soranlar İçin Gıdalarını,
Bitkilerini Ve Ağaçlarını Tam Dört Günde Takdir Etti, Düzenledi." (Fussilet,
41/10)
"Derken, İki Gün İçinde, Gökleri Yedi Kat Olarak Şekillendirdi Ve Her Bir Göğe Kendisine Ait İşi Vahyetti. Biz Dünya Semasını Kandillerle, Yıldızlarla Süsledik, Bozulup Yıkılmaktan Koruduk. İşte Bu, Azîz Ve Alîm (Üstün Kudret Sahibi, Her Şeyi En Mükemmel Tarzda Bilen) Allah’ın Takdiridir." (Fussilet, 41/12)
Cenab-I Hak Kâinatı Yaratmayı
Dileyince Sonsuz Kudretini İzhar Ederek, Ölçüsü Belirsiz Bir Enerji Meydana
Getirdi Ve O Enerji Zamanla Yoğunlaşıp Gaz Halini Aldı Ve Sonra Da Yoğunlaşıp
Bugünkü Katı Durumuna Geçti. Yerküre İki Jeolojik Devirde Oluşmuş Ve Sonra Da
Oradaki Kaynaklar Belirlenerek, Plan Uyarınca Dört Jeolojik Devirde Oluşup
Bugünkü Duruma Gelmiştir. Zira Âyetteki Yevm Kelimesi, Başlangıç Ve Sonu Kesin
Bilinmeyen Uzun Bir Devir Anlamına Gelmektedir (...) Gökler, Yerküre İle
Birlikte İki Uzun Devirde Yedi Tabaka Haline Getirilmiştir. Çünkü Hepsi Gaz
Halinde İdi. Yoğunlaşıp Katılaşması Hep Birlikte, İki Devirde Olmuştur.
Birinci Cümle Analizine Göre Mânâ, Yeryüzünü İki Günde Yarattı Demek Olur. Yeryüzü Yaratılırken Henüz Bildiğimiz "Gün" Bulunmayacağından "Yevm" (Gün) Mutlak Zaman, Mânâsına, Yani İki Nöbette Demek Olur Ki Allah En İyisini Bilir. Birisi, "Göklerle Yer Bitişik Halde İken, Bizim Onları Birbirinden Yarıp Ayırdığımızı... Görmediler Mi?" (Enbiya, 21/30)
İfadesi Gereğince, Yeryüzünün Gökten, Ayrıldığı Gün, Birisi De "O Yeri Uzatıp Döşeyendir." (Ra'd, 13/3)
Buyurulduğu Üzere, Yeryüzünün
"Medd" Olunduğu, Yani Yerkürenin Kabuğunun Kaymak Halinde Döşenmeye
Başladığı Gündür. İkinci Tahlile Göre, Mânâ Yerküreyi İki Günde Olmak Üzere
Yarattı Demek Olur. Bu Şekilde Yerkürenin Kaç Günde Yaratıldığı Söylenmiş
Olmayarak Yaratıldıktan Sonra İki Gün İçinde Bulunması Hali Anlatılmış Olur Ki,
Bu Da Bir Seneyi İkiye Bölen İki Gün Dönümü Nöbetidir. Çünkü Yeryüzü Bu İki
Zaman İçinde Deveran Etmek, Dönmek Üzere Yaratılmıştır.
Hem Onda Üstünden Baskılar
Yaptı; Dağlar, Yeryüzünün Kabuğunu Tabanına Çiviler Gibi Kazıklar. Bu "Vav",
İstinafiyedir, "Halaka" Fiiline Atıf Değildir, Çünkü Fasıl Vardır. Ve
Onda Bereketler Meydana Getirdi. Yeryüzünde Hayır Ve Hayrata Elverişli Şeyler,
Sular Madenler, Doğma Ve Gelişme Kuvvetleriyle Bitkiler Ve Hayvanlar Gibi Feyz
Ve Bereket Kaynaklarını Yetiştirdi. Ve Onda Azıklarını Da Takdir Buyurdu, Yani
Bitkilerin Ve Hayvanların Yaşamak İçin Muhtaç Oldukları Yağmur Ve Diğer
Hasılatı Da Miktar Ve Sayılarıyla Tayin Buyurup Yeryüzünde Biçimine Koydu. Dört
Gün İçinde, Yani Bütün Bunları Dört Gün İçinde Yaptı. Yahut Dört Gün İçinde
Olarak Yaptı. Önceki "İki"De İçinde Dahil Olmak Üzere,
"Dört" Ki, Bunda Da Gösterdiğimiz Şekilde Öbürleri Gibi İki Mânâ
Vardır. Birisi, Madenlerin Ve Dağların Yaratılması Nöbeti, Biri De Bitkilerin
Ve Hayvanların Yaratılması Nöbeti Ki İki Önceki İle Dört Olur. Birisi De Hâl
Olmasıdır Ki, Dört Mevsimi Göstermiş Olur, Bu Şekilde Önceki İki Burada Dahil
Olmuş Bulunur. Benim Aciz Anlayışıma Göre Burada Bu Mânâ, Öbüründen Daha Ön
Plânda, İfadenin Akışına Daha Uygundur. Çünkü Yeryüzünün Bereketleri Ve
Rızıkları Her Sene Bu Dört Mevsim İçinde Yetişir. Sayısı Ve Miktarı İle Biçimini
Bunlar İçinde Alır, Bu Sebepten Dolayı Nin, Ve Fiillerine Bağlanması Dahi Aynı
Mânâyı İfade Edebilir. Ve Bu Mânâca Şu Kayıt Da Açık Olur. Bütün Araştıranlar
İçin Eşit Olmak Üzere Dört Gün, Çünkü Her Yerde Rızık İsteyenlerin Hepsinin
Rızkı Bu Dört Mevsim İçinde Yetişir, Rızıklar Eşit Olmazsa Da Günler Eşittir. Dört
Mevsim Hepsi İçin Dörttür. Burada Ye Müteallık (Bağlı) Olmaması Ve Meseleyi
Soranlar Mânâsına Olması Da Düşünülebilir.
Şimdi Asıl, Göklere Geçilerek
Buyuruluyor Ki Kısacası Onları İki Günde Sağlam Yedi Göğe Tamamladı. Bu İki
Günün Birisi Yeryüzünün De Yaratılmasından Önceki İlk Maddenin Yaratılması,
Birisi De Cisimlerin Teşekkülü Günleridir Ki A'raf Sûresi'nde Beyan Olunduğu
Üzere Altı Günden İkisini Teşkil Eder. Yahut Birisi Yerin Yaratılmasından Önce,
Birisi De Yerin Yaratılmasından Sonradır. Çünkü Ay, Zühre (Venüs) Ve Utarid (Merkür)
Gibi Bazı Gök Cisimlerinin Yaratılması, Yeryüzünün Yaratılmasından Sonradır.
Benim Acizane Fikrime Göre, Bu
İki Gün, Göklerden Hâl-İ Mukaddere Olmak Üzere Birisinin Dünya, Birisinin
Ahiret Olması Da Muhtemeldir. Bunları Böyle Sağlam Yaptı Ve Tamamladı. Her Gökte
Ona Ait Emri De Vahyetti. Her "Sema"Nın Meleklerine Orada Cereyan
Edecek İşlerin Emrini De Telkin Buyurdu Ki Bu Da "Tamamlama"
Cümlesindendir. Bütün Bunların Bu Yolda Ortaya Çıkmasından Ve Tamamlanmasından
Yüce Yaratıcının Kudretinin Delilleri Tecelli Edip Ortaya Çıktığı İçin Bu
Noktada "Gıyab"Dan (Üçüncü Tekil Şahıs) "Tekellüm"E,
(Birinci Şahsa) Dönülüyor Ki Ve Dünya Göğünü Mısbahlar, Yani Parlak Kandillerle
Donattık, Süsledik.
"En Yakın Göğü Bir
Zinetle, Yıldızlarla Süsledik." (Saffât, 37/6)
Hem De Korunmuş Kıldık. Şeytanlar
Yanaşamazlar. İşte O, O Azîz Ve Her Şeyi Bilen Allah'ın Takdiridir.
"Gerçekten Sizin Rabbiniz,
Altı Günde Gökleri Ve Yeri Yaratan, Sonra Arşa İstiva Eden Allah'tır…"
(A'raf , 7/54)
Kur'an İle Modern Bilim
Arasındaki Uyumun Bir Örneği, Evrenin Yaşı Konusudur: Kozmologlar Evrenin
Yaşını On Altı-On Yedi Milyar Yıl Olarak Hesaplamışlardır. Kur'an'da İse Tüm
Evrenin 6 Günde Yaratıldığı Açıklanmaktadır. İlk Bakışta Farklı Gibi Görünen Bu
Zaman Dilimleri Arasında Aslında Çok Şaşırtıcı Bir Uyum Vardır. Gerçekte,
Evrenin Yaşı İle İlgili Elimizde Bulunan Bu İki Rakamın Her İkisi De Doğrudur. Yani
Evren, Kur'an'da Bildirildiği Gibi 6 Günde Yaratılmıştır Ve Bu Süre Bizim
Zamanı Algıladığımız Şekliyle On Altı-On Yedi Milyar Yıla Karşılık Gelmektedir.
1915 Yılında Einstein, Zamanın
Göreceli Olduğunu, Mekâna, Seyahat Eden Kişinin Süratine Ve O Andaki Yer Çekimi
Kuvvetine Bağlı Olarak Zamanın Akış Katsayısının Da Değiştiğini Öne Sürmüştür. Kur'an'da
Yedi Farklı Ayette Bildirilen Evrenin Yaratılış Süresinin, Zamanın Akış
Katsayısındaki Bu Farklılıklar Göz Önünde Bulundurulduğunda Bilim Adamlarının
Tahminleri İle Büyük Bir Paralellik İçinde Olduğu Görülür. Kur'an'da Bildirilen
Altı Günlük Süreyi, Altı Devre Olarak Da Düşünebiliriz. Çünkü Zamanın
Göreceliği Dikkate Alındığında, "Gün" Sadece Bugünkü Koşullarıyla, Dünya
Üzerinde Algılanan 24 Saatlik Bir Zaman Dilimini İfade Etmektedir. Ancak Evrenin
Bir Başka Yerinde, Bir Başka Zamanda Ve Koşulda, "Gün" Çok Daha Uzun
Sürelik Bir Zaman Dilimidir. Nitekim Bu Ayetlerde (Secde Suresi, 4; Yunus
Suresi, 3; Hud Suresi, 7; Furkan Suresi, 59; Hadid Suresi, 4; Kaf Suresi, 38; Araf
Suresi, 54) Geçen 6 Gün (Sitteti Eyyamin) İfadesindeki "Eyyamin"
Kelimesi, "Günler" Anlamının Yanı Sıra "Çağ, Devir, An,
Müddet" Anlamlarına Da Gelmektedir.
Evrenin İlk Dönemlerinde,
Zaman Bugün Alışık Olduğumuz Akış Hızından Çok Çok Daha Hızlı Akmıştır. Bunun Nedeni
Şudur: Big Bang Anında Evren Çok Küçük Bir Noktaya Sıkıştırılmıştı. Bu Büyük
Patlama Anından Bu Yana Evrenin Genişlemesi Ve Evrenin Hacminin Gerilmesi,
Evrenin Sınırlarını Milyarlarca Işık Yılı Uzağa Taşıdı. Nitekim Big Bang'den Bu
Yana Uzayın Geriliyor Olmasının Evren Saatinin Üzerinde Çok Önemli Sonuçları
Oldu.
Big Bang Anındaki Enerji, Evrensel Saatin Zaman Akış Hızını Milyon Kere Milyon (1012) Defa Yavaşlatmıştır. Evren Yaratıldığında, Evrensel Zamanın Akış Katsayısı -Bugün Algılandığı Şekliyle- Milyon Kere Milyon Kat Kadar Daha Büyüktü, Yani Zaman Daha Hızlı Akmaktaydı. Dolayısıyla Dünya’da Milyon Kere Milyon Dakikayı Yaşadığımız Esnada, Evrensel Saat İçin Yalnızca Bir Dakika Geçmiş Olur.
Altı Günlük Zaman Dilimi, Zamanın Göreceliği Dikkate Alınarak Hesaplandığında, 6 Milyon Kere Milyon (Trilyon) Güne Denk Gelmektedir. Çünkü Evrensel Saat, Dünya'daki Saatin Akış Hızından Milyon Kere Milyon Daha Hızlı Akmaktadır. 6 Trilyon Günün Karşılık Geldiği Yıl Sayısı, Yaklaşık Olarak 16.427.000.000'dır. Bu Rakam Günümüzde Evrenin Tahmin Edilen Yaş Aralığındadır.
6.000.000.000.000 Gün / 365,25 = 16.427.104.723 Yıl
Diğer Yandan Yaratılışın 6 Gününün Her Biri -Bizim Zaman Algımızla- Birbirlerinden Farklı Zamanlara Karşılık Gelmektedir. Bunun Sebebi Zamanın Akış Katsayısının Evrenin Genişlemesiyle Ters Orantılı Olarak Azalmasıdır. Big Bang'den İtibaren Evrenin Büyüklüğü Her İkiye Katlandığında, Zamanın Akış Katsayısı Yarıya Düşmüştür. Evren Büyüdükçe, Evrenin İkiye Katlanma Hızı Da Gittikçe Artan Bir Şekilde Yavaşladı. Bu Genişleme Oranı, "Fiziksel Kozmolojinin Temelleri" Adlı Ders Kitaplarında Anlatılan, Dünyanın Her Yerinde Yaygın Olarak Bilinen Bilimsel Bir Gerçektir.
Yaratılışın Her Gününü, Dünya Zamanıyla Hesapladığımızda Karşımıza Aşağıdaki Durum Çıkar:
* Zamanın Başladığı Andan İtibaren Bakıldığında, Yaratılışın 1. Günü (1. Devre) 24 Saat Sürmüştür. Ancak Bu Süre, Bizim Zamanı Dünya'da Algıladığımız Şekliyle 8.000.000.000 Yıla Eşittir.
* Yaratılışın 2. Günü (2. Devre) 24 Saat Sürmüştür. Ancak Bu, Bizim Algılarımızla Bir Önceki Günün Yarısı Kadar Sürmüştür. Yani 4.000.000.000 Yıl.
* 3. Gün (3. Devre) İse Yine Bir Önceki Gün Olan 2. Günün Yarısı Kadar Sürmüştür. Yani 2.000.000.000 Yıl.
* 4. Gün (4. Devre) 1.000.000.000 Yıl,
* 5. Gün (5. Devre) 500.000.000 Yıl,
* Ve 6. Gün (6. Devre) 250.000.000 Yıl Sürmüştür.
* Sonuç: Yaratılışın Altı Günü, Yani Altı Devresi, Dünya Zamanı Türünden Toplandığı Zaman, 15.770.000.000 Yıl Bulunur. Bu Rakam Günümüzdeki Tahminlerle Büyük Bir Paralellik İçindedir.
Bu Sonuç XXI. Yüzyıl Biliminin Ortaya Koyduğu Gerçeklerdir. Bilim, 1.400 Yıl Önce Kur'an'da Haber Verilmiş Bir Gerçeği Bir Kere Daha Tasdik Etmektedir. Kur'an Ve Bilim Arasındaki Bu Uyum, Kur'an'ın, Her Şeyi Bilen Ve Yaratan Allah'ın Vahyi Olduğunun Mucizevi Kanıtlarından Biridir.
Selam Ve Dua İle...